ebeveynlerin en sık hataları

Ebeveynlerin En Sık Yaptığı 10 Hata ve Çözüm Önerileri

Hastaneden eve o minik paketle döndüğümüz ilk günü hatırlıyor musunuz? Kucağımızda dünyanın en değerli varlığı, aklımızda ise binlerce soru işareti vardı. Ebeveynlik, dünyanın en zor ama en ödüllendirici mesleği ve ne yazık ki bu meslekte “stajyerlik” dönemi yok; doğrudan işe başlıyoruz. Bu süreçte hatalar yapmak kaçınılmazdır ve aslında bu hatalar, bizim de çocuklarla birlikte büyümemizin bir parçasıdır.

Ancak bazı davranış kalıpları var ki, iyi niyetle yapılsa bile çocukların gelişimi üzerinde kalıcı izler bırakabiliyor. “Onun iyiliği için yapıyorum” diyerek attığımız adımlar, bazen özgüven eksikliği, iletişim kopukluğu veya öfke nöbetleri olarak bize geri dönebilir. Ebeveynlerin sık yaptığı hatalar genellikle bilgi eksikliğinden değil, aşırı sevgiden, koruma içgüdüsünden veya kendi çocukluk travmalarımızdan kaynaklanır. Önemli olan mükemmel olmak değil (çünkü mükemmel ebeveyn diye bir şey yoktur), farkında olmaktır. Farkındalık, değişimin başladığı yerdir.

ebeveynlerin hataları

Bu yazıda, suçluluk duyup kendinizi hırpalamanız için değil, “Aha! Bunu ben de yapıyorum, demek ki düzeltebilirim” demeniz için en yaygın 10 ebeveynlik tuzağını derledik.

İşte ebeveynlerin en sık yaptığı 10 hata:

  1. Kıyaslama Yapmak
  2. Etkin Dinlememek ve Göz Teması Kurmamak
  3. Sürekli Eleştirmek ve “Sen Dili” Kullanmak
  4. Tutarsız Davranmak
  5. Helikopter Ebeveynlik (Her Sorunu Onların Yerine Çözmek)
  6. Boş Tehditler Savurmak
  7. Çocukla Arkadaş Olmaya Çalışmak
  8. Kendi Hayallerini Çocuğa Yüklemek
  9. Duyguları Yok Saymak ve Bastırmak
  10. Ebeveynin Kendini İhmal Etmesi
ebeveynlerin sık yaptığı hatalar

İletişim Tuzakları: Ne Söylüyoruz, Ne Anlıyorlar?

Çocuklarımızla kurduğumuz iletişim, onların iç sesini oluşturur. Biz onlara nasıl hitap edersek, onlar da kendileriyle o şekilde konuşmaya başlarlar. Ancak günlük hayatın koşturmacası, iş stresi ve yorgunluk arasında bazen ağzımızdan çıkan kelimelerin ağırlığını fark edemeyebiliriz. İletişim hataları genellikle en sinsi olanlardır; fiziksel bir iz bırakmazlar ama ruhsal dünyada derin yaralar açabilirler. Çocuğun kendini “anlaşılmamış” veya “değersiz” hissetmesine neden olan bu hataları fark etmek, aradaki güven bağını onarmanın ilk adımıdır.

Bu hataların başında, çocuğun duygularını yönetmeye çalışırken kullandığımız dil gelir. Biz yetişkinler mantık çerçevesinde yaşarken, çocuklar duygu dünyasında yaşarlar. Bizim için “küçük” olan bir sorun (örneğin dondurmanın yere düşmesi), onlar için dünyanın sonu olabilir. Bu noktada kurduğumuz yanlış cümleler, çocuğu bizden uzaklaştırır. İletişim, sadece konuşmak değildir; asıl mesele, söylenenin altındaki duyguyu duyabilmektir. İletişim kanallarını tıkayan en yaygın hatalara yakından bakalım.

Çözüm ise “bağ kurmayı” her şeyin önüne koymaktır. Bir sorunu çözmeden önce, çocuğun o anki hissiyle bağlantı kurmak gerekir. “Şu an üzgünsün, seni anlıyorum” demek, saatlerce nasihat vermekten çok daha etkilidir. İletişim hatalarını azalttığımızda, evdeki çatışmaların da sihirli bir değnek değmiş gibi azaldığını göreceksiniz.

İşte bu kategoride en çok düştüğümüz üç tuzak:

ebeveyn hata ve çözümleri

Bir ebeveynin çocuğuna verebileceği en büyük zararlardan biri, onu başkalarıyla kıyaslamaktır. Bu bazen öz kardeş, bazen komşunun çocuğu, bazen de sınıftaki çalışkan arkadaş olabilir. “Ablan senin yaşındayken okumayı sökmüştü”, “Bak Ahmet ne kadar uslu duruyor” gibi cümleler, ebeveynin zihninde bir motivasyon aracı gibi görünse de çocukta “yetersizlik” ve “kıskançlık” duygularını tetikler. Çocuk bu mesajı, “Ben olduğum gibi yeterli değilim, sevilmek için başkası gibi olmalıyım” şeklinde kodlar.

Her çocuk parmak izi kadar eşsizdir ve gelişim hızları farklıdır. Kıyaslama yapmak, çocuğun odağını kendi gelişiminden alıp, başkalarını geçmeye odaklar. Bu da ya hırslı ve mutsuz bir birey yaratır ya da “Nasılsa onun gibi olamam” diyerek pes eden bir çocuk ortaya çıkarır. Çözüm, çocuğu sadece kendisiyle kıyaslamaktır. “Geçen haftaya göre daha hızlı okuyorsun” veya “Dün yapamadığın yapbozu bugün tamamladın” demek, sağlıklı bir özgüven inşası sağlar.

Modern çağın en büyük vebası: Elimizde telefon varken çocuk dinlemek. Çocuk heyecanla okulda olan bir olayı anlatırken bizim sadece “Hı hı, çok güzel” diyerek geçiştirmemiz, ebeveynlerin sık yaptığı hatalar arasında en yaygın olanıdır. Göz teması kurmadan, bedenen orada ama ruhen başka yerde yapılan dinlemeler, çocuğa “Sen ve anlattıkların benim için o kadar da önemli değil” mesajını verir. Bu durum zamanla çocuğun paylaşım yapmayı kesmesine ve içine kapanmasına neden olur.

Etkin dinleme, tüm işi bırakıp çocuğun seviyesine inerek (diz çökerek veya yanına oturarak) gözlerinin içine bakmaktır. Söylediklerini sadece duymak değil, “Arkadaşın oyuncağını aldığı için çok kızmışsın, doğru mu anladım?” gibi cümlelerle geri yansıtmak gerekir. Bu, çocuğun “Görülüyorum, duyuluyorum ve değerliyim” hissini tatmin eder. Günde sadece 10 dakika bile olsa, tam konsantrasyonla yapılan sohbet, saatlerce süren yarım yamalak ilgiden çok daha kıymetlidir.

anne baba hataları

“Ne kadar dağınıksın”, “Hep geç kalıyorsun”, “Yine mi döktün?”… Sürekli eleştiri altında büyüyen çocuklar, eleştirmeyi değil, kendilerini suçlamayı öğrenirler. Ebeveynin niyeti davranışı düzeltmek olsa da kullanılan “Sen dili” (Sen tembelsin, sen yaramazsın), çocuğun kişiliğine saldırı olarak algılanır. Çocuk davranışı ile kişiliği arasındaki farkı ayırt edemez ve “Ben kötü biriyim” etiketini üzerine yapıştırır.

Bunun yerine “Ben” dili kullanmak ve davranışa odaklanmak gerekir. “Odanı toplamadığında ben çok yoruluyorum ve üzülüyorum” demek, suçlayıcı değil, durum tespitidir. Eleştirinin dozunu kaçırmak, çocuğun savunma mekanizmalarını güçlendirir ve yalan söylemeye teşvik edebilir. Yanlışları düzeltirken sandviç tekniğini (iyi bir şey söyle – düzeltilecek davranışı söyle – iyi bir şeyle bitir) kullanmak, çocuğun işbirliğine daha açık olmasını sağlar.

Disiplin ve Sınırlar: Otorite mi, Rehberlik mi?

Disiplin kelimesi dilimizde genellikle “ceza” ile eş anlamlı gibi algılanır, oysa kökeni “öğretmek”tir. Ebeveynler olarak görevimiz çocuklarımızı cezalandırmak değil, onlara doğru davranışları öğretmektir. Ancak bu süreçte dengeyi tutturmak zordur. Kimi ebeveyn aşırı otoriter olup korku kültürü yaratırken, kimi ebeveyn aşırı tavizkar olup sınır koyamaz. Her iki uç nokta da çocuğun karakter gelişiminde çatlaklar oluşturur. Sınırlar, çocuklar için bir hapishane parmaklığı değil, güvenli bir bahçe çiti gibidir; nerede duracaklarını bildiklerinde kendilerini güvende hissederler.

Disiplin konusunda yapılan hataların temelinde genellikle sabırsızlık ve anlık çözüm arayışı yatar. O anlık krizin bitmesi için verilen tavizler veya atılan çığlıklar, uzun vadede otoriteyi sarsar. Çocuklar, ebeveynlerinin kararlı ve sakin bir kaptan olmasını isterler. Eğer kaptan panik yaparsa veya sürekli rota değiştirirse, tayfa (çocuk) huzursuz olur ve isyan bayrağını çeker.

Bu bölümde, disiplin ve otorite kavramlarını yanlış yorumlamamızdan kaynaklanan, düzeltilmesi en elzem 4 hatayı inceleyeceğiz. Bu hataları fark edip stratejinizi değiştirdiğinizde, evdeki kaosun yerini huzurlu bir işbirliğinin aldığını göreceksiniz.

anne baba yanlışları

Çocuk eğitiminin altın kuralı tutarlılıktır. Bir davranışa anne “hayır” derken baba “evet” diyorsa veya annenin ruh haline göre bir kural bir gün geçerli olup ertesi gün deliniyorsa, çocukta ciddi bir kafa karışıklığı oluşur. Tutarsızlık, çocuğun sınırları zorlamasına neden olur. “Dün ağlayınca tableti vermişlerdi, bugün de ağlarsam belki verirler” mantığıyla hareket eden çocuk, ebeveynin sabrını sonuna kadar test eder.

Tutarlı olmak, her zaman katı olmak demek değildir; öngörülebilir olmak demektir. Kurallar açık, net ve değişmez olmalıdır (özel durumlar dışında). Eğer “Yemekten önce çikolata yok” dendi ise, misafirlikte de evde de bu kural geçerli olmalıdır. Ebeveynlerin kendi aralarında söz birliği yapması ve çocuğun yanında birbirlerini yalanlamaması, otoritenin saygınlığı açısından hayati önem taşır.

Çocuğunu aşırı koruyan, her an tepesinde pervane olan, onun yerine ayakkabısını bağlayan, ödevini yapan, arkadaşıyla kavgasını çözen ebeveyn modeline “Helikopter Ebeveyn” diyoruz. Bu, ebeveynlerin sık yaptığı hatalar içinde, kısa vadede çocuğa konfor sağlasa da uzun vadede onu “hayat becerilerinden yoksun” bırakır. Kendi başına başarma hazzını tatmamış bir çocuk, özgüvensiz ve dışa bağımlı hale gelir.

Çocuğun yaşına uygun sorumlulukları almasına izin vermek gerekir. Dökülen suyu silmesine, çantasını hazırlamasına veya arkadaşıyla yaşadığı sorunu kendisinin çözmeye çalışmasına fırsat tanıyın. Hata yapmalarına, düşmelerine (güvenli sınırlar içinde) izin verin. Çünkü çocuklar düşe kalka büyürler. Onları pamuklara sarmak, hayatın gerçeklerine karşı savunmasız bırakmak demektir. Rehber olun, kurtarıcı değil.

anne baba yanlışları ve çözümleri

“Bir daha yaparsan seni burada bırakır giderim”, “O yemeği yemezsen tabletini çöpe atacağım”… Bu tür cümleler, ebeveynlikteki çaresizlik anlarında sıkça başvurulan ama hiçbir işe yaramayan boş tehditlerdir. Çocuk kısa süre içinde bu tehditlerin gerçekleşmeyeceğini anlar ve ebeveynin sözüne olan güvenini kaybeder. Gerçekleşmeyen her tehdit, bir sonraki uyarının etkisini sıfırlar.

Tehdit etmek yerine, davranışın doğal sonuçlarıyla yüzleştirmek daha etkilidir. Ayrıca uygulanabilir ve mantıklı sonuçlar belirlemek gerekir. “Tableti kırarsan çöpe atarım” yerine “Tableti fırlatırsan, tablet saatin bugünlük biter” demek daha gerçekçi ve uygulanabilir bir yöntemdir. Sözünüz senet olmalıdır; ağzınızdan çıkan sonucu (ödül de olsa yaptırım da olsa) mutlaka uygulamalısınız.

Modern ebeveynlikte sıkça duyduğumuz “Ben çocuğumla arkadaş gibiyim” cümlesi, aslında tehlikeli bir yanılgıdır. Çocuğun zaten okulda ve parkta bir sürü arkadaşı vardır; ama sadece bir tane annesi ve babası vardır. Arkadaşlık ilişkisi eşitlik üzerine kuruludur, ebeveynlik ise hiyerarşi ve rehberlik içerir. Arkadaş olmaya çalıştığınızda, çocuğa sınır koymakta zorlanır, hayır demekte güçlük çekersiniz.

Çocuklar, kendilerinden daha güçlü, ne yaptığını bilen ve güvenli liman olan bir ebeveyne ihtiyaç duyarlar. Arkadaşı gibi dertleştiğiniz, yetişkin sorunlarını anlattığınız bir çocuk, taşıyamayacağı bir duygusal yükün altına girer. Samimi olmak, oyun oynamak, eğlenmek harikadır ama “ebeveyn” koltuğunu boş bırakmamak gerekir. O koltuk boş kaldığında, çocuk kendini güvensiz hisseder ve evin kontrolünü ele geçirmeye çalışır.

anne yanlışları

Beklentiler ve Duygusal Hatalar: Mükemmellik Arayışı

Son olarak, belki de en derin yaraları açan hatalar, bizim kendi iç dünyamızla ilgili olanlardır. Çocuğumuzu olduğu gibi kabul etmek yerine, kafamızdaki “ideal çocuk” şablonuna uydurmaya çalışmak, hem bizi hem de onları yorar. Bu beklentiler genellikle bizim kendi çocukluğumuzda yapamadıklarımız veya toplumun bize dayattığı başarı kriterleridir.

Ebeveynlik, çocuğa kendi hikayesini yazması için kalem vermektir; onun yerine hikayeyi yazmak değildir. Bu bölümde, duygusal dünyada yaptığımız ve genellikle fark etmediğimiz 3 kritik hatayı ele alacağız. Bu hatalardan arınmak, evdeki huzurun anahtarıdır.

“Ben doktor olamadım, o olsun”, “Ben piyano çalamadım, o çalsın”… Bu düşünce yapısı, çocuğu ayrı bir birey olarak görmeyip, ebeveynin bir uzantısı (“proje çocuk”) olarak görmenin sonucudur. Ebeveynlerin sık yaptığı hatalar arasında en trajik olanlardan biridir çünkü çocuk, ebeveynini mutlu etmek için sevmediği bir hayatı yaşamaya mahkum edilir.

Çocuğunuz sizin hayallerinizi gerçekleştirmek için dünyaya gelmedi. Onun kendi yetenekleri, kendi tutkuları ve kendi yolu var. Sizin göreviniz onu bir kalıba sokmak değil, içindeki potansiyeli keşfetmesi için ortam hazırlamaktır. Futbolu sevmiyorsa zorlamayın, belki o harika bir ressamdır. Onu “olduğu gibi” sevdiğinizi hissettirin, “başardığı sürece” değil.

ebeveyn hata ile çözümleri

“Erkekler ağlamaz”, “Bunda üzülecek ne var?”, “Korkma, kocaman çocuk oldun”… Bu cümleler, çocuğun duygularını geçersiz kılar. Ebeveyn, çocuğu üzülmesin veya korkmasın diye iyi niyetle bu cümleleri kurar ama çocuk şu mesajı alır: “Hissettiğim şeyler yanlış, duygularımı saklamalıyım.” Duyguları bastırılan çocuklar, ileride öfke patlamaları yaşayabilir veya duygusal zekaları gelişmez.

Duyguyu kabul etmek, davranışı onaylamak anlamına gelmez. Vurmak yanlıştır ama öfkelenmek normaldir. “Kardeşine çok kızdın, oyuncağını vermediği için öfkelisin, seni anlıyorum. Ama vurmak yok” yaklaşımı, duyguya alan açar. Duyguların iyi veya kötü olmadığını, sadece birer mesajcı olduğunu öğretmek, çocuğun ruh sağlığı için en büyük yatırımdır.

Listemizin son maddesi, doğrudan çocukla değil, sizinle ilgili. “Saçımı süpürge ettim” anlayışı, ne yazık ki sağlıklı bir ebeveynlik modeli değildir. Kendini tamamen ihmal eden, hobilerinden vazgeçen, sosyal hayatını bitiren ve tükenmiş bir ebeveyn, çocuğuna sabır ve sevgi gösteremez. Uçaklardaki “Oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takın” kuralı burada da geçerlidir.

Siz mutlu ve dingin olursanız, çocuğunuz da huzurlu olur. Kendinize zaman ayırmak bencillik değil, bir zorunluluktur. Enerji deponuz dolduğunda, çocuğunuzun krizlerini çok daha sakin yönettiğinizi göreceksiniz. Kendinize şefkat gösterin ki, çocuğunuza da şefkat gösterebilesiniz.

sık yapılan ebeveyn yanlışları

Sonuç: Ebeveynlerin En Sık Yaptığı Hataların Çözümleri

Ebeveynlik, düz bir çizgi değil, inişleri ve çıkışları olan uzun bir yolculuktur. Bu yazıda bahsettiğimiz ebeveynlerin sık yaptığı hatalar, hepimizin zaman zaman düştüğü çukurlardır. Önemli olan o çukurda kalmamak, üzerini silkeleyip yola devam etmektir. Çocuğunuzun mükemmel bir anneye veya babaya ihtiyacı yok; onun hata yaptığında özür dileyebilen, sevgisini koşulsuz sunan, onu dinleyen ve anlamaya çalışan “gerçek” bir ebeveyne ihtiyacı var.

Bugün bu maddelerden birini bile fark edip değiştirmeye karar verdiyseniz, harika bir adım attınız demektir. evladim.com ailesi olarak bu yolculukta yalnız olmadığınızı hatırlatmak isteriz. Hatalarımız, büyümemizin en güzel kanıtıdır. Kendinize yüklenmeyin, sarılın ve sevginin iyileştirici gücüne güvenin.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir