İçindekiler
O minicik ellerle bir kule yapmaya çalışırkenki o ciddiyet… İlk defa ayakkabısını kendi başına giydiğindeki o zafer dolu gülümseme… İşte o anlarda parlayan o ışık, özgüvenin ta kendisidir. Bir ebeveyn olarak hepimiz, çocuklarımızın hayata karşı dimdik duran, “Ben yapabilirim!” diyebilen, kendine inanan bireyler olmasını hayal ederiz. Çocuklarda özgüven, onlara verebileceğimiz en değerli ve en kalıcı armağandır. Bu, doğuştan gelen bir özellik değil, tıpkı bir fidan gibi, sevgiyle, sabırla ve doğru yaklaşımlarla her gün sulanarak büyütülen bir duygudur. evladim.com olarak biliyoruz ki, bu fidanın en iyi bahçıvanı sizlersiniz.
Bu yazıda, çocuğunuzun içindeki o paha biçilmez gücü ortaya çıkaracak, onu klişe övgülerle şişirmek yerine, gerçek ve sağlam bir özgüven inşa etmesine yardımcı olacak pratik ve şefkat dolu adımları birlikte keşfedeceğiz.

Koşulsuz Sevgi: “Sensin Benim En Değerli Hazinem”
Çocuklarda özgüven binasının temeli, koşulsuz sevgidir. Bu, çocuğunuzun sizin sevginizi kazanmak için bir şeyler başarmak zorunda olmadığını bilmesidir. Notları, davranışları veya başarıları ne olursa olsun, sizin için değerli ve sevilesi olduğunu hissetmesidir. Bu duygu, ona risk alması, hata yapması ve yeniden denemesi için gereken en güvenli limanı sunar.
Ona sevginizi sık sık hem sözlerinizle hem de davranışlarınızla gösterin. “Seni seviyorum” demek, sarılmak, birlikte kıkırdamak, gününün nasıl geçtiğini merakla dinlemek… Bu küçük anlar, onun sevgi deposunu doldurur. Bir çocuk, sevildiğinden emin olduğunda, kendini keşfetmek ve potansiyelini ortaya çıkarmak için daha cesur olur.
Onu asla başka çocuklarla veya kardeşleriyle kıyaslamayın. “Bak arkadaşın ne güzel resim yapıyor” gibi masum görünen bir cümle bile, onun zihninde “Ben yeterince iyi değilim” mesajını yaratabilir. Her çocuğun biricik olduğunu ve kendi gelişim yolculuğunda ilerlediğini unutmayın. Kıyaslama, özgüveni zehirleyen en tehlikeli alışkanlıklardan biridir.

Çocuklarda Özgüven için Kaliteli Zaman
Onunla kaliteli zaman geçirin. Bu, pahalı aktivitelere gitmek demek değil. Günde sadece 15 dakika bile olsa, telefonunuzu bir kenara bırakıp tüm dikkatinizi ona verdiğiniz, sadece onun seçtiği bir oyunu oynadığınız veya sohbet ettiğiniz anlardır. Bu “özel zaman”, ona “Sen benim için önemlisin ve sana zaman ayırmaya değerim” mesajını verir.
Hata yaptığında veya başarısız olduğunda sevginizle ona kalkan olun. Sınavdan düşük not aldığında veya bir oyunu kaybettiğinde, ona kızmak veya hayal kırıklığına uğradığınızı belli etmek yerine, “Bazen böyle olabilir, önemli olan denemiş olman. Bir dahaki sefere neyi farklı yapabiliriz?” diyerek ona şefkatle yaklaşın. Başarısızlık anlarında yanında olduğunuzu bilmek, onun dayanıklılığını artırır.

Sorumluluk Vermek: Güvenmenin En Etkili Yolu
Bir çocuğun “Ben değerliyim ve yetenekliyim” demesinin en somut yolu, bir işi başardığını görmesidir. Ebeveynler olarak, çocuklarımızı koruma içgüdüsüyle bazen her şeyi onların yerine yapma hatasına düşeriz. Oysa onlara yaşlarına uygun sorumluluklar vermek, onlara “Sana güveniyorum ve senin yapabileceğine inanıyorum” demenin en güçlü yoludur. Bu güven, onların kendilerine olan inancını filizlendirir.
Küçük yaşlardan itibaren ev işlerine onu da dahil edin. 3 yaşındaki bir çocuğun kendi oyuncaklarını kutusuna koyması, 5 yaşındaki bir çocuğun sofrayı kurmaya yardım etmesi veya 8 yaşındaki bir çocuğun kendi odasını toplaması… Bu küçük görevler, onun aileye katkıda bulunduğunu hissetmesini sağlar. Bir işi tamamladığında hissettiği o “başardım” duygusu, özgüveni için paha biçilmez bir yakıttır.
Onun yerine karar vermekten kaçının. “Bugün mavi kazağını mı giymek istersin, kırmızıyı mı?”, “Parka mı gitmek istersin, kütüphaneye mi?” gibi küçük seçenekler sunarak ona kontrol hissi verin. Kendi kararlarının sonuçlarını (olumlu ya da olumsuz) yaşamasına izin vermek, ona hayatı öğretir ve problem çözme becerilerini geliştirir.

Bırakın Sorunlarını Çözsün!
Bir sorunla karşılaştığında hemen çözüme atlamayın. “Bu kuleyi yaparken zorlanıyorsun sanırım. Sence ne yapsak daha sağlam olur?” gibi sorularla onu düşünmeye teşvik edin. Kendi çözümlerini bulması için ona zaman ve alan tanıyın. Kendi çabasıyla bir sorunun üstesinden geldiğinde, bu onun özgüveninde dev bir sıçrama yaratacaktır.
Yaptığı işleri ve katkıları fark edin ve isimlendirin. “Odanı topladığın için teşekkür ederim, şimdi çok daha düzenli görünüyor” veya “Sofrayı kurmama yardım etmen işimi çok kolaylaştırdı” gibi cümleler, onun çabasının görüldüğünü ve değerli olduğunu hissettirir. Bu, basit bir “aferin”den çok daha etkilidir.

Çocuklarda Özgüven: Çabayı Takdir Etmek!
Toplum olarak genellikle sonuca odaklanmaya meyilliyiz: Sınavdan alınan not, kazanılan madalya, bitirilen resim… Oysa çocuğun özgüveni için asıl besleyici olan, sonuca giden yolda gösterdiği çaba, azim ve öğrenme sürecidir. Çocuğunuzu sadece sonuçları için övdüğünüzde, ona “Sadece kazanırsan değerlisin” mesajını vermiş olursunuz. Oysa çabayı takdir ettiğinizde, ona “Denemek, öğrenmek ve gelişmek değerlidir” demiş olursunuz.
Çocuğunuz size gururla bir resim gösterdiğinde, “Aferin, çok güzel olmuş” gibi genel bir övgü yerine, sürece odaklanan spesifik yorumlar yapın. “Bu resimdeki renkleri kullanma şekline bayıldım, ne kadar çok uğraştığını görebiliyorum” veya “Bu kuleyi yaparken devrilmemesi için ne kadar dikkatli ve sabırlı davrandığını fark ettim” gibi cümleler, onun çabasını ve kullandığı becerileri onurlandırır.
Başarısızlıkları birer öğrenme fırsatına çevirin. Bir bisikletten düştüğünde, “Üzülme, yeniden dene. Her denemende denge kurmaya biraz daha yaklaşıyorsun. Gösterdiğin cesaret harika!” demek, ona dayanıklılığı ve pes etmemeyi öğretir. Hataların, öğrenme sürecinin doğal ve değerli bir parçası olduğunu anlamasını sağlar.

Duygulara Alan Açmak: “Hissettiklerin Önemli” Mesajı
Özgüven, sadece “yapabildiklerimizle” ilgili değildir; aynı zamanda “hissettiklerimizle” de derinden bağlantılıdır. Duygularını rahatça ifade edebilen, anlaşıldığını ve kabul edildiğini hisseden bir çocuk, kendini daha değerli ve güvende hisseder. “Ağlama”, “korkacak ne var”, “kızma” gibi duyguları bastıran ifadeler yerine, onun tüm duygularına (olumlu ya da olumsuz) alan açmak, sağlıklı bir özgüvenin temelini oluşturur.
Çocuğunuz üzgün, kızgın veya korkmuş hissettiğinde, onun duygusunu isimlendirin ve onaylayın. “Arkadaşın oyuncağını aldığı için çok hayal kırıklığına uğradın, anlıyorum” veya “Karanlıktan biraz endişelenmiş olabilir misin? Bu his normal” gibi cümleler, ona hissettiklerinin geçerli ve anlaşılır olduğunu gösterir. Duyguları anlaşılan bir çocuk, kendini de anlamaya başlar.
İyi bir dinleyici olun. Size bir şey anlatırken, tüm dikkatinizi ona verin, göz teması kurun ve anlattıklarını özetleyerek onu dinlediğinizi belli edin. Fikirlerine ve düşüncelerine değer verdiğinizi görmek, onun kendini ifade etme cesaretini artırır. “Sen ne düşünüyorsun?” sorusunu sık sık sormak, onun fikirlerinin değerli olduğu mesajını verir.

Sonuç: Çocuklarda Özgüven Neden Önemli?
Kendi duygularınız hakkında da açıkça konuşarak ona rol model olun. “Bugün işte biraz yoruldum, o yüzden biraz dinlenmeye ihtiyacım var” veya “Bu güzel haberi aldığıma çok sevindim” gibi cümleler, duyguları ifade etmenin doğal ve sağlıklı bir şey olduğunu öğretir.
Ona kendi duygularıyla başa çıkma yöntemleri öğretin. Çok kızgın olduğunda derin nefes alıp vermek, bir yastığı yumruklamak veya sakinleşmek için kendi “sakinleşme köşesine” gitmek gibi… Duygularını yönetebildiğini görmek, ona büyük bir kontrol ve güç hissi verir. Bu, onun duygusal zekasını ve dolayısıyla özgüvenini artırır.
Çocuklarda özgüveni inşa etmek, bir gecede tamamlanacak bir proje değil, ömür boyu sürecek bir sevgi ve sabır yolculuğudur. Bu, onu sürekli övmek veya her istediğini yapmak anlamına gelmez. Tam tersine, ona koşulsuz sevginizi hissettirerek, yapabileceğine inanarak sorumluluklar vererek, sonuçtan çok çabasını takdir ederek ve tüm duygularına şefkatle alan açarak, onun kendi içsel gücünü keşfetmesine rehberlik etmektir.



